Am I Amsterdam?

0

Size Londra yazımda hazırladığım “How to be a good Londoner” gibi her şehir için bir köşe yapacağım. Kısa kısa özetlerle, bir kaç günlüğüne de olsa o şehri nasıl turist gibi değil de yerlisi gibi yaşarsınız diye… Merak ediyorsanız, hadi koşun!

  • Sabah kalktın ve aç mı uyandın? O zaman senin için harika bir pastane önerim olacak; Petit Gateau. Burası tam bir cennet. Sizde benim gibi tartoletlere tapıyorsanız mutlaka gidin. Bir kaç alternatif tatlı ve kruvasan da var. Yeri; Haarlemmerstraat 80’de.
  • Bisiklete binmezseniz aklım kalacak, hadi Mac Bike’a bir kırmızı bisiklet kapmaya. Sonra da ver elini kahvaltılıklarınla Vondelpark.
  • Yapıların üzerindeki yıllara bakıp şaşırmak ve eğik duran her binanın görsel şölenine mi tanık olmak istedin? Doğru Kanal Turuna…
  • Miden git gide kazınıyor mu? Dur daha erken hemen Vlaams Friteshuis Vleminckx’da külahta patates kızartması alabilirsin. Ya da ucuza yemenin hazzını mı duymak istedin 2-3 euro atıp, acayip başlangıçlardan sebeplenebilirsin. Kimden mi söz ediyorum leziz tat; Febo. Gece bile açık.
  • Dam Meydanı, Red Light District, Begjinhoff Bölgesi’ni listende tamamladıysan, Leidsestraat ve Kalverstraat’a kendini bırakabilirsin. Buralar trafiğe kapalı ve giyim alışverişi için gezmesi rahat lokasyonlar.
  • Okkalı bir müze turu yapmak mı istediniz. O halde size yazdığım müzeleri dolaşmak epey bir vaktinizi alacak. Yorulursanız Çiçek Pazar’ında nefeslenebilir ve eviniz için hediyelikçileri arşınlayabilirsiniz.
  • Ben demedim, siz sordunuz. Berenstraat üzerinde Pancakes diye bir mekan varmış. Merak edeni, deneyeni çokmuş.
  • Bulldog Cofeeshop’tan 6-7 tane göreceksiniz. Girmek adettendir. Burası coffeshop olarak ilk olma özelliğini taşıyor. Logosu çok sempatik. Aynı coffeshop’un Red Light’ın arka taraflarında hediyelik eşya dükkanı da var. T-Shirt’lerinden edinebilirsiniz.
  • Steak sevdiğinizi duyar gibiyim. Leidseplein’in arka tarafında kalan Castell Barbecue o halde tam da size göre. Mekanın sıcaklığı ve ambiansı harika. Ne de olsa şömine başında ve koltuklara kurularak yenen bir yemekten söz ediyoruz. Belki bir Brasil Fabuloso yuvarlarsınız belli mi olur.
  • Heıneken Bira Fabrikasına gitmenin eğlencesi başka. Mutlaka bir yarım gününüzü geçirin, içerideki fotoğraf alanları sayesinde çok eğleneceğinize eminim.
  • Bu şehirde gezdikçe, siz de benim gibi sık mı acıkıyorsunuz? Wok to Walk’ta bir noodle yerseniz, hem büyük, hem leziz porsiyonları hafızanızdan kazımanız zor olur. Yok benim canım istemedi derseniz de, üzülmeyin alternatif çok. Dilim pizzanın leziz versiyonu için New York pizzaya gidin.
  • Adını ünlü ressam Rembrandt’tan alan ünlü meydanı da şöyle bir gördükten sonra, buradaki cafe ve barlara da göz gezdirebilirsiniz.
  • Amsterdam’ın Venediği dediğim için İtalya’ya mı gitmek istediniz. Orasını bilemem ama gerçek bir İtalyan risottosu için Piccolo Mondo’yu deneyebilirsiniz. Deniz mahsullü risottosundan sipariş verebilir ya da günlük menülerinin arasından seçim yapabilirsiniz. Kişi başı muhtemelen 25 euro civarı ödersiniz. Yeri; Geldersekade 93’te.
  • Akşam oldu ve bir kaç içki yuvarlamak fena bir fikir gibi geliyor mu? O zaman kanalların çevresindeki herhangi bir barda iyi bir bira ve kaliteli şarap içebilirsiniz. Kokteyl gibi alengirli bir içecek ise canınızın çektiği; Marnixstraat’ta bulunan Lux Bar’a gidebilirsiniz.
  • Adı üstünde Red Light. Kırmızı led ışıkların hayat verdiği cadde de ve kanal tarafından mutlaka gece de yürüyün, bir tarafta kalabalık sokaklar varken, diğer tarafta insanların işinde, gücünde ve evinde normal hayatlar yaşadığına tanık olun. Sahi biz miydik medeniyetler şehri?
  • Gece kendinizden geçmek isterseniz; Jimmy Woo ve Bitterzoet’i listeye ekleyebilirsiniz.
  • Şehirden ayrılmadan mutlaka şezlongunu kanal kenarına konuşlandıran bar veya cafelerden birine oturun. Walem’in terası bu anlamda nefis.

XXX – Sanat, Özgürlük ve Huzur

Sanat-ozgurluk-Huzur

Zıtlıkların özgür çocuğu olarak adlandırdığım Amsterdam, hem Van Gogh ve Rijks Müzesi gibi dünyaca ünlü sanat merkezlerini bünyesinde barındırıyor, hem de seks turizminin kalbi olarak adlandırılan Red Light District Bölgesi’ne ev sahipliği yapıyor. Coffee Shop’ları ise belki de en başta söylemeliydim, çünkü bu coffee shop’lar kimileri, özellikle de birçok genç için turizmin ana halteri sayılabilir. Yasal olarak Amsterdam sokaklarında marijuana içilmesi yasak olmasına rağmen, Coffee Shop’larda rahatça marijuana içilebiliyor. Ayrıca tüm Coffee Shop’larda en hafifinden, en ağırına otlar, sihirli mantar ve keklere de rastlamanız mümkün… Ancak altını çizerek belirtmek isterim ki, Amsterdam ilk izlenimde her ne kadar sex ve uyuşturucunun özgür şehri olarak tanımlansa da, şehre ayak bastığınız andan itibaren, bundan çok daha fazlasının sizi karşıladığını göreceksiniz.

amsterdam

Anahtarlıklarından, masa üstü süslerine kadar hemen her yerde Amsterdam’ın simgesi olan üç X harfini göreceksiniz. XXX Amsterdam şehrinin simgesi. Ben bunu her ne kadar kendimce şehrin bende bıraktığı izler olan sanat, özgürlük ve huzur olarak tanımlasam da aslında şehrin sembolü çok eski bir gerçeğe ve tarihe dayanıyor. XXX Amsterdamlılar için tarihi boyunca savaş verdikleri ve ülkeye bir daha girmesini istemedikleri “ateş, su ve veba”yı sembolize ediyor. Gezi süreniz boyunca sanata ve müzelere mi ağırlık vermek istersiniz, alışverişe doymak mı yoksa şehri keşfettim bana yeter deyip, doğanın en güzel yanından sebeplenmiş kasabalarını mı keşfe çıkmak istersiniz bilemem ama yine de Amsterdam için en az iki, en fazla dört gün yeterli olacaktır diye düşünüyorum.

Amsterdam gezisi için Hollanda’dan Schengen Vizesi almanız gerektiğini söyleyip, hava durumundan da bahsettikten sonra, gezilecek-görülecek yerlerin detaylarına yer vererek, renkli tatil için start verebiliriz.







ÇEKİNME, PAYLAŞ

YAZAR HAKKINDA

Özlem Köksal

Yeditepe Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nü bitirdikten sonra çeşitli medya kuruluşlarında çalıştı. Yazmak her zaman en büyük tutkusuydu. Gazete, Dergi ve Kanal tecrübesinden sonra, aktif olarak baba mesleği olan sigortacılık yapmaya başladı. Hayatındaki ikinci en önemli tutku ise seyahat. İnsanın her zaman seyahatler için çok daha fazla fırsat yaratması, daha uzun rotalar düşlemesi gerektiğine inanıyor ve yaşamın tek bir yerde vakit geçirmekten ibaret olmadığı mottosunu benimsiyor. Acente sahibi olması tutkusuna engel değil. Yazı ve seyahat bir araya gelince, tüm kurumsal hayattan sıyrılıyor. Bundan sonraki hedefi daha çok ülke, daha çok anı ve mürekkebi bitmeyen bir kalem... Instagram : ozlem_koksall

Yorum yazın

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.