Kırmızının En Çok Yakıştığı Şehir

0

Turist kabulü konusunda Paris’le hatrı sayılır bir yarış halinde olan Londra, hiç şüphesiz kuşandığı kırmızı rengi, hem gecesinde, hem de gündüzünde ruhuna yansıtmış bir şehir. Gündüzleri her sokağında, her mahallesinde özgürce salınabileceğiniz bir çocuk, geceleri de özellikle SoHo kısımları tam eğlenceye aç dinamik bir insan kimliğine bürünüyor… Peki bu şehre nasıl gelmeliyiz, hangi havaalanını tercih etmeliyiz?

Ulaşım:

Londra A’dan Z’ye inanılmaz pahalılıkla nam salmış bir şehir olduğu için biz en azından konaklama ve uçuş kısmında biraz daha ekonomik bir yol izleyelim dedik. Bu sebeple Luton uçuşlu bir biletleme yaptık. Heatrow’u (ki mutlaka görülmesi gereken bir havalimanı olduğunu düşünüyorum.) daha pahalı uçuşların havalimanı, Luton, Stanford ve Gatwick’in EasyJet, Atlasjet, Pegasus gibi daha ekonomik uçuşların havaalanı olarak düşünebilirsiniz. Yalnız burada şuna dikkat etmenizde fayda var; Luton şehrin daha uç-uzak kısımlarında olduğu için havaalanından Londra’nın merkezine ve otelinize gelmek için ödeyeceğiniz tren paraları da çok ucuz olmadığından (kişi başı 27 pound civarı) onu gidiş dönüş olarak hesaplayıp, bana kalırsa Heatrow uçuşu ile arasında çok az bir fark varsa Heatrow’u tercih etmenizi öneririm. Çünkü bu tren paraları gidiş-dönüş olarak bakınca, yine büyük bir maliyet oluyor ve açıkçası yaptığınız ekonomi çok mantıklı kalmıyor.

Uçaktan adım atıp, bavulunuza kavuştuktan sonra yapılması en mantıklı hareket bir Oyster Card satın almak. Oyster Card sizin oradaki, ekmeğiniz, suyunuz gibi olacak. Çünkü hem otobüs, hem underground dedikleri meşhur ve dünyanın ilk metro hatlarının tümünde geçiyor. Ülkemizdeki akbil gibi düşünün, kotası bittiği takdirde yeniden içerisine yükleme yapıyorsunuz. Kaç kişi gidiyorsanız, her kişi için bir tane almanız gerekli.

Luton’dan Londra’nın merkezine ulaşım için havaalanındaki ticket makinelerinden ya da gişelerden bilet alabilirsiniz. Bilet aldıktan sonra, (biletinizi göstermek kaydıyla) mor renkli ücretsiz bir shuttle sizi alıyor ve 5-6 dk.’lık bir yolculuktan sonra gara bırakıyor. Buradan (otelinizin olduğu lokasyonun mutlaka google map’sten görünüşünü basım alın) konaklama yapacağınızın yerin lokasyonuna göre merkezdeki duraklardan birinde inebiliyorsunuz. Tren yolculuğu biraz uzun sürüyor, o yüzden panik yapmayın. (Luton için)


İkinci olmazsa olmazınız ise, tren garından ya da herhangi bir underground durağından edinebileceğiniz bir undergrounde/tube map yani metro haritası olmalı. Çünkü ulaşım sizin seyahatiniz boyunca eliniz, ayağınız olacak. Ve her metro kullanışınızda İngilizlerin metro bağlantılarına hayran kalacaksınız. Paris’e gittiğimde metroyu çözümlemek için çok daha fazla efor sarfettiğimi hatırlıyorum ama Londra’da durum daha kolay, hem hatların nereye bağlandığı tabelalarda çok açık belirtilmiş, hem de görselleri çözemeseniz bile her turnike çıkışında görevlilere her türlü soruyu sorabiliyorsunuz ve çok yardımcı oluyorlar.   IMG_3550  

Konaklama:

Sadece Londra için değil, bugüne kadar seyahat ettiğim tüm Avrupa şehirlerinde de booking.com ve airbnb sitelerini tercih ettim ve hiç bir hüsranla karşılaşmadım. Dolayısıyla sizde bu iki siteyi tercih edebilirsiniz. Daha münferit, kapısını kendiniz açıp, kendiniz kapatacağınız bir kaç günde olsa ev sıcaklığını yaşarsam süper olur diyen birileriyseniz, airbnb’den ev kiralayabilirsiniz. Booking’te ise hem zevkinize göre, hem kesenize göre, odaların, otelin ve merkezi konumunun detaylı fotoğraflarını görebileceğiniz çeşitli otel alternatifleri bulunuyor. Hatta otellerin yıldızına, aldıkları yorumlara ya da lokasyonlarına göre bile detaylı bir fiyat akışı halinde bir listeleme alabiliyorsunuz site üzerinden. Biz Earls Court bölgesinde yer alan Garden View otelde konakladık. Oda biraz küçük olmasına karşın, temizlik hizmeti güzeldi. Bu arada kahvaltı konusunda sizi uyarmak isterim. Londra’da konaklayacağınız otellerin çoğunda kahvaltı, oda fiyatına dahil edilmiyor. Edilse de üç yıldız ve altı konaklanan otellerde çok vasat olabiliyor. Yani İngilizler ve Avrupalılar için bir kase yoğurt ve müsli güne enerjik başlamak için yeterli olabiliyor.  Ama bir Tük için durumun böyle olmadığına imzamı atarım. Bu sebeple biz o meşhur ve gerçekten enfes İngiliz kahvaltısı için sürekli pub’ları ve cafeleri deneyimledik. (Hepsinin isimlerini belirteceğim.)  

Londra ile ilgili diğer yazılarım;  

İlk Merhaba
Nereleri Gezmelisin?



ÇEKİNME, PAYLAŞ

YAZAR HAKKINDA

Özlem Köksal

Yeditepe Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nü bitirdikten sonra çeşitli medya kuruluşlarında çalıştı. Yazmak her zaman en büyük tutkusuydu. Gazete, Dergi ve Kanal tecrübesinden sonra, aktif olarak baba mesleği olan sigortacılık yapmaya başladı. Hayatındaki ikinci en önemli tutku ise seyahat. İnsanın her zaman seyahatler için çok daha fazla fırsat yaratması, daha uzun rotalar düşlemesi gerektiğine inanıyor ve yaşamın tek bir yerde vakit geçirmekten ibaret olmadığı mottosunu benimsiyor. Acente sahibi olması tutkusuna engel değil. Yazı ve seyahat bir araya gelince, tüm kurumsal hayattan sıyrılıyor. Bundan sonraki hedefi daha çok ülke, daha çok anı ve mürekkebi bitmeyen bir kalem... Instagram : ozlem_koksall

Yorum yazın

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.